Tepkisizlik

Geçen hafta fabrikamız aracılığıyla bir sempozyuma katıldık.
Genel anlamda güzel bir sempozyumdu ancak son panelin konuşmacıları Ertuğrul Özkök ve Ahmet Güneştekin diye bir sanatçı.
Özkök'ün nasıl bir karakteri olduğu, rüzgar nereden eserse oraya döndüğü herkesin malumu. Diğer kişiyi ise hiç tanımıyorduk. Tüm Amerika tanıyormuş ama biz tanımıyoruz. Ayıp bizim kendi sanatçımızı mı tanımıyoruz yoksa ayıp Onun bize değil daha çok onlara mı tanıtmak istedi kendilerini bilemiyorum.
Panelde misal Ertuğrul Özkök dedi ki: "Düşünebiliyor musunuz, ilk klimalı arabaya ben 1971 yılında bindim." biz grup olarak 78-84 aralığındaydık. O yılları bilemiyoruz ama şundan eminiz ki 1971 yılında değil klimalı araba, arabayı geç tv bile lüksken beyefendi klimalı arabayla ne kadar geç tanıştığını şaşırarak ve şaşırmamızı bekleyerek anlatıyor. Onun için yaşam kalitesi demek etrafında kadınlar olması hatta etrafında birçok güzel kadın olmasıymış.
daha sonra sözü sanatçımız aldı. Hikayesini anlattı ya da anlatmaya çalıştı bilemiyorum biz mi anlamaya çalışmadık. 
dillerinden Amerika düşmeyen iki insan. Heykel örnek verecekler yurtdışından, evet pek çok konuda geri bir ülkeyiz ama bu kadar ayıp edilmez. Eskişehir'i duydum bir kere sağolsunlar kendilerinden o kadar. Hükümet bu kadar heykel düşmanı olmasa belki herşey farklı olabilirdi. Netice de rüzgara yönünü dönen iki insan onlardı.
O günden beri yaklaşık 1 hafta geçti ve ben 1 haftadır kendimi yiyorum.
Niçin mikrofon alıp konuşmadım, niçin tepki göstermedim-gösteremedim diye.
Sanatın ve sanatçının öneminden, ülkenin kalkınmasında sanatın öneminden bahsedip, Bilboadan örnek veren bu zatlara demek isterdim ki: "çok uzaklara değil, kendi ülkemizde Cumhuriyet sonrasına dönelim, yurtdışına ilk gönderilenler, operacılardır, tiyatrocular, ses sanatçılarıdır" ama diyemedim.
Özkök dedi ki : "karma bir ülke değilmişiz, ne yazık ki %99umuz İslamiyet dini mensubuymuşuz"
beyefendi demek isterdim İzmirdeyiz diye kantarın topuzu çok kaçtı, bu maleseflik bir durum değildir. bugün dünyanın en büyükleri olarak anılan alimlerin-sanatçıların çoğu Müslüman kökenlidir. 
demedim diyemedim. Bu kadar çok kadını ne yapacaksın, girişte hanımından torunundan bahsettin, yüzlerine nasıl bakacaksın diyemedim.
neden diyemedim bilemiyorum.
Fabrika aracılığıyla gittik bu yüzden mi bilemiyorum.
Bilgilerime mi güvenemedim.
karşılıklı konuşmaya dönüşürse haksız kazanç olur onların adına çünkü ben bir hitabetçi değilim ona mı güvenemedim.
ilk defa böyle bir panele katılıyorum ve ilk kez bu şekilde bir olay yaşıyorum, akıl ve duygusal yönlendirmemi mi yapamadım bilemiyorum.
ama 1 haftadır ciddi pişmanlıklar yaşıyorum, kendimle çelişiyorum.
ne pahasına olursa olsun bir daha böyle birşeyi kendi iç dünyama yaşatmak istemiyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

aynı bokun laciverti...

Romantizmin doruklarında...

İstanbul dedin mi bi duracan...

Instagram