ciğerim delindi

Kızım sabah 06:15'de uyandı bugün.
06:40'da ben evden çıkıyorum. Aldım yatağımıza o mayıştı ben kokladım. O mayıştı ben saçlarını okşadım. O mayıştı ben öptüm...
Sonra..sonra gitme vakti geldi...kalktım birşey demedim, öptüm el salladım ve gittim. 
Yanından ayrıldığımdan beri acaba az mı öptüm, acaba az mı kokladım. İşe gidiyorum da demedim. Sanki arkamdan da bir garip baktı, sanki üzgün gibi, bozulmuş gibi. Acaba ruhu ne kadar yaralandı. Annem nereye gitti, neden bıraktı beni böyle öpüp koklarken, annem beni bıraktı beni sevmiyor mu acaba diye düşündü mü diye düşüne düşüne yedim kendimi...O bakışı ve mayışması gitmiyorken aklımdan ve annemle konuşmuş, günün ilk fotoğrafları ve ilk sohbeti yapılıp bitmişken telefonda..tekrar aramak istemiş. 
Açtım telefonu "annecimmmm" deyip ağladı...
İlk aklıma gelen ne neden ağladığı ne beni özlediği. Gideyim dedim. Gideyim eve gideyim. Hemen apar topar gideyim. Şimdi hemen çıkayım...Ama...Gidemedim...Gitmedim...
Çok zor...Annecim deyip ağlaması, senin bunu duyabilmen ve sarılamaman...saçını okşayamaman o anda...deldin geçtin be evladım.
Bebeğimi 3 aylıkken bıraktım çalışmaya başladım ve üzerinden tam 2 yıl geçti. 24 temmuz 2015'de iş başı yapmıştım. İlk 1,5 sene sabahları kızıma bakmadan çıkıyordum, çünkü bakıp çıkarsam o gün hep ağlıyordum. İlk sene fabrikada fotoğrafına bile bakamıyordum. Hemen gözümden yaş süzülüveriyordu...
Evet alışıyor insan...Ne analar var evladını sonsuza uğurlayan, Rabbim onlara sabır versin, dayanma gücü versin...Ama arada böyle arttçılar yıkım yapabiliyor zavallı anne yüreğimizde.
Bebeğimi evde bırakıp işe başladığım o ilk zamanlarda parayı evlatlarımızdan çok sevdiğimizi savunuyordum. Para için hasret kalıyoruz, o kimbilir neler yaşıyor, neler hissediyor...kimbilir ne büyük yaralar açıyoruz o minik yürekte diyordum...Pekala kocalarımızın maaşıyla geçinebilirdik. Daha da azıyla geçinebilenler de mevcut üstelik. Benim ağlanmalarıma dayanamayan eşim bırak işi dedi. Bırak geçiniriz. Üç alacağımıza bir alırız. Üç yiyeceğimize bir yeriz.
Sonra düşüdüm. 
Kızım 4-5 yaşlarında kreşe başlayacak, sonra okula. 
Gününün büyük kısmı zaten bensiz geçecek. Ben ne yapıcam o zamanlarda? Ben evde olucam. 
Okumuş olduğumu es geçiyorum, çalışmaya alışmışım belli bir tempom var. Ev hayatı beni zorlayacak mı? 
2 haftadan sonra sıkılıcam, hem kendimi hem de yaşayanları biliyorum. 
Ona buna sarmaya, mutsuz bir anne mutsuz bir eş mutsuz bir ev olmaya başlayacağız. 
Mutlaka bir geçim kaygımız olacak. ve ileriye dönük en büyük sorun: kızımın eğitimi. 
Eğitimin geleceğini hepimiz okuyoruz, müfredat içerikleri saçma sapan yerlere gidiyor. Öğretmen şanstır ama devlet okuluna gönderir miyim? kocaman bir soru işareti? tek maaşla mümkün mü? tek cevap: hayır.
O zaman kızım için, kızımın geleceği için, he her devlet okuluna gitmeyen ordinaryus mu? tabiki değil. konu da bu değil zaten. Devam dedim. İşe devam, özlemeye devam, ağlamaya devam. İlk çalışan anne ben değilim, ilk çalışan annenin çocuğu kızım değil. Başka çalışan anneleri okudum. Yalnız değilim, hepimiz aynı yürek yangınını yaşıyoruz, hepimizin ciğeri delik. O gün bugündür devam. Bu artçılarda olmasa tempo iyi. 
Bugün böyle geçecek biliyorum.
Aklım hep kızımda olacak...
Hatta bugün hiç geçmeyecek. 
Ama olsun...
O iyi olsun, biz iyi olalım.
Sağlığımız, huzurumuz yerinde olsun. 
Şükür ki akşam eve gidince kızımı görebilme ihtimalim var. Şükür ki anneannesinin yanında. Şükür bugünümüze...
Rabbim evlat hasretiyle yanan tüm yüreklere dayanma gücü versin, kimseleri evladıyla sınamasın.
Çalışan annelere yürek ferahlığı versin. Her akşam evlerine döndüklerinde evlatlarını öpemeyene annelerin yerine bi daha bi daha onyüzbin milyon kez evlatlarını öpüp, koklasınlar.
 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

aynı bokun laciverti...

Romantizmin doruklarında...

Instagram