İstanbul dedin mi bi duracan...

Merakla beklediğimiz, deli gibi heves ettiğimiz İstanbul gezmemiz oldu da bitti maşallah.
pazar günü memlekete döndük.
döner dönmez de toprağı öptük ;)
Zira İzmir nereeee İstanbul nereee
hatta İstanbul nerde?
İstanbul, İstanbulluktan çıkmış kanımca.
Çok üzüldüm, çok çok üzüldüm ama gerçekten çok üzüldüm, çok hayal kırıklığına uğradım.
En son İstanbula 3 yıl önce gitmiştim bu kadar kötü görmemiştim.
He bu haline de bayılanlar, İstanbul aşıkları var o ayrı ama İstanbulda yaşamayıp hayalinde hep o güzel İstanbulu olanların, hele ki İzmir çıtasından İstanbula gezmeye gelenlerin gözü benim gözüm. 
Heryerde Suriyeli ya da İranlı insanlar, değil merkezi yerlerde mahallelerde bile sadece gözleri görünen kadınlar. Türkçeden çok Arapçadır diye tahmin ettiğim esnaf yazıları ve konuşmaları... Kaba-saba bir İstanbul gördüm hep. Buna üzüldüm.
Bizim cankuşumla epeydir bir İstanbul hayalimiz vardı, şöyle gezicez böyle edicez, orada oturucaz, burada fotoğraf çekinicez diye. Birçoğunu gerçekleştirdik ama hem hava şartları hem 2 çocuk -biri 3 biri 2 yaşında- hem de trafik bize ne kadar izin verdiyse o kadar. Buna da şükür dedik.
Bir kere trafik berbat, felaket ötesi. İnsanda resmen mide bulantısı ve baş ağrısı yapıyor ki Allahtan altımızda araba vardı, çokça şükür ve çokça teşekkür ettik ablamıza bizi getirdi götürdü. Bir yere gideceksiniz daha varmadan trafikten ötürü hiç çıkmasamıydık diyorsunuz ama amacınız gezmekti çıkacaksınız illaki, 2 saat trafikten sonra vardınız varmak istediğiniz yere yarım saat bir saat eyleştiniz hoop yine trafik, eve dönüş.
Belki İstanbullular için normaldir, alışmışlardır ama benim için gerçekten çok fazlaydı.
Allah yardımcıları olsun hakikaten, bundan gayrı da İzmirde trafik var diyeni tilkiler kovalasın.
He yapmak istediklerimize gelince, cankuşum Karaköy grafitilerini görmek ve fotoğraf çekinmek istiyordu, gördük çekindik ve bence çok eğlendik. Buraya atamayacağım milyon bin harika fotoğraflarımız oldu. Aç karnımızla hadi şu sokak hadi bu sokak derken çok güzel karelerimiz oldu. 
Kızımın sürekli yarım konuşmasıyla "anne mama anne mama" demesine rağmen O'nunla da bir pozlarımız oldu ki bence bizim anne-kız tarihimize geçerler. Tavsiye olunur.

Sonraki gün Moda'ya gittik ki evet bence de İstanbulda yaşıyorsan Kadıköy Moda da yaşayacaksın ama kocanın ya da babanın zengin olması lazım sanırım. 
Moda'ya gidişimizin direkt nokta atışı bir sebebi var: Asuman.
Blogcuanne'nin sürekli paylaştığı bir Asuman olayı var. 
Ahanda bende yedim. Mutluyum. 
Hatta ki öyle bir yemişim ki, Asuman gelmeden önce dedim ki kendi kendime -fotoğraf çekmeyi unutma, koyarsın bloga, instagrama- o kadar kendimi kaybedip yemişim ki fotoğraf mı kalır akılda, yarısında falan -anammm çekmedim ya la ben fotoğraf- dedim. Sağolsun Cankuşum "ben çektim" dedi ;) gönül rahatlığıyla devam ettim.
Şiddetle tavsiye olunur. O peçetede de şu yazıyor, ben çok sevdim :"Her iki elinde de çikolata varsa, dengeli besleniyorsun demektir." Nasıl? 10numara değil mi?

Ve evet karar verdim İstanbul deyince artık ilk aklıma Galata gelecek. Ben İstanbulun Galatasını seviyorum. Her İstanbula gittiğimde Galataya gitmek isterdim ve gidebilmek adına tüm koşulları zorlar giderdim. Bu sefer karar verdim ki evet eğer İstanbul aşık olunacak bir şehirse ben bu şehrin Galatasına aşığım. Tıpkı sevdiğinizin en çok gözlerine aşık olmak en çok yüzünün aydınlığına, dudağının kıvrımına aşık olmak gibi bende İstanbulun Galatasına aşığım. Hele ki günün en sevdiğim renginde geçtik oradan, akşamüstü o loş anında, gözlerimle, aklımla, kalbimle fotoğrafını çektim o anın.
Sonra Kapalı çarşısını-Mısır Çarşısını gezdik İstanbul'un ama sevemedim, ilk defa gitmiştim. hayalimdekini bulmadı olsun gitmiş-görmüş oldum.
Velhasıl kelam yedik içtik gezdik gördük. Bir dahaki sefere maaile tarihi mekanlara inşallah deyip İstanbula el salladık.
Dönüş yolumuzda tabiki olaysız olmadı. Ben nerede olay orada çünkü. Buradan Atlasjeti saygıyla selamlıyorum, pilotu hele iki yanacığından öpüyorum, felaket bir yolculuk yaşattı bize, teşekkür ederiz. Bilmem hava muhalefeti bilmem kabiliyesizliği döne döne geldik. İçimiz dışımıza çıktı. Evet her İstanbul dönüşü güzergahtan dolayı bunu yaşıyorum ama bu sefer felaketti. İndiğimizde bir de pusetimizi kırık bulunca tuzu biberi oldu. Tutanaklar tutuldu vs. gereken işlemler yapıldı. Ama benim nazarım değdi zira İstanbul yolları bir puset için çok zor hatta bunu sadece İstanbul deyip özele indirgemeyelim genel olarak bizim yollarımız-kaldırımlarımız tekerlekli araca muhtaç kullanıcılar düşünülmeden yapılıyor. Kaldırımın ortasında trafik levhaları, elektrik direkleri...in kaldırımdan-çık kaldırma, ki biz yapabiliyoruz engelli aracı olanların çilesi daha zor. Allah yardımcıları olsun. o yollarda kaldırımlarda dedim valla pusetten ne memnun kaldım, helal olsun verdiğimiz paraya, ertesi gün kırık tekerlek elimizde kaldık havaalanında. Bakalım dönüş yapacak sevgili Atlasjet, bekliyoruz.
İşte böyle, bir hayal daha gerçek oldu, güzel bir 4 gün bizim oldu.
En güzeli güzel kızımla dipdibe kucak kucağa 4 gün geçirmekti.
Daha nicelerine...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

aynı bokun laciverti...

Romantizmin doruklarında...

Instagram