Yaban Hayatı'm


Yaban hayatı’m
Evet hayatıma bu ismi koydum
Güzel dimi. Hatta güzelden ziyade bence ‘cuk.’
En azından kabul ettim, olayın farkındayım bence bu büyük bir adım.
Kişinin kendini bilmesi, hayatını tanımlaması.
Ama herşey tanımlamakla bitmiyor işte.
Sorun varsa çözümlemek gerek. Olumlamak gerek.  – olumlamak diye bir kelime var mı acep? o da ayrı bir konu-
 İrdeleyelim buyrun;
İzmirde yaşıyorum, yaşadığım şehir doğup büyüdüğüm şehir değil.
Zaten üniversiteyi de doğup büyüdüğüm şehirde okumadım, dolayısıyla bir arkadaşsızlık hali mevcut.
İşte orda doğdum, ötede okudum, burada yaşadım o öyle denk geldi, bu böyle oldu derken önce sola sonra sağa sonra tekrar sola baktım kimseciğim yokmuş.
Farklı yerlerde bırakılmış farklı arkadaşlıklar. Telefon olsun,whatsapp -yüzyılın icadı bence- olsun birçok arkadaşımla görüşüyorum ama gel gelelim benim isteğim, akşam oturmalı, haftasonu gezmeli, yemeli-içmeli hoş sohbet, bol kahkahalı canlı kanlı arkadaşlık! bilmem anlatabildim mi?
Aslında sorunumun yani yaban hayatı'mın direkt sebebi ve sonucu bu: arkadaş çeşitliliği, mekan olsun,zaman olsun. çeşitlilikten sıkıntı yaşıyorum.
En yakın arkadaşım, can kuşum da Ankarada yaşıyor. O bari yanımda olaydı zaten ne bu bloğa gerenk olurdu ne böyle sendromlara triplere.
2 yaşındaki kızıma sensin benim en yakın arkadaşım demezdim belki.
Sen benim en biricik evladımsın, hayatımsın derdim.
Oraya buraya el kadar çocuğu sürüklemezdim.
Canım sıkılınca yolda yürürken abudik gubudik laflarla, sadece duyduğu ama henüz anlayamadığı dilden konuşmaya çalışmazdım belki de. Bir de yazmaya başlayınca o konudan buna atlamaz, uzun uzun yazılar yazmazdım.
Çünkü gün içinde tüketmem gereken 15bin kelimeyi tüketmiş olurdum.

Peki neden şimdi böyle bir oluşuma giremiyorum, o tanımını yaptığım kanlı-canlı arkadaş olayına giremiyorum onu da anlatayım, iyice ayyuka çıksın herşey ulaaynn!

Ben asosyal bir insan değilim, biliyorum. Ortamlarda sevilen, güldürük yapan tipimdir.
Benimle ilk kez tanışan kişiler: Amanda aman ne sevimli, ne neşeli, ne sıcakkanlı derler  –kuşlar söyler-
Ama öncelikle böyle ortamların yaratılması gerekli. 2-3 yaşıt arkadaşlarımız var çift olarak ama onlar da çalışınca ve muhit olarak çok çok uzak olunca istediğimiz sıklıkta görüşemiyoruz. sebep 1.

 
İki, iş ortamından bahsetmiştim daha önceki yazıların birinde, 250kişilik bir fabrikada ortalama yaş seviyesi 38 olan 246 erkekle çalışıyorum diye. E haliyle onlarla alışverişe çıkıp, haftasonları ay şekerim bu haftada bize buyrun diyecek halim yok. 
 


E be kadın, hiç mi bir aktiviten yok, hiç mi iki insan içine çıkmazsın diyebilirsiniz. Evet şuan yok. Yok yani. Yok. Aslında doğa yürüyüşleri vs. tarzında birşeylere katılalım diyorum, unutuyorum sonra araştırmayı, sorup soruşturmayı. ya bir de hakikaten bunlara katılıp bu kadar hareketi olup, ev-iş-çocuk-yemek-temizlik bilmem ne aynı anda yürütebilen var mı gerçekten o da takdir-e şayan? ben pazar günü bir yere çıksam içim içimi kemiriyor, yemeklerimi hazırlamadım ne yapıcam ben hafta içi, ay ütüm kaldı amanın banyoyu ovamadım ye bitir kendini! he sorun bende biliyorum, yazının başında demiştim. Ama öğrenicem. Hepsini idare etmeyi ve kendimi mutlu etmeyi öğrenicem.
Bizim genelde aktivitelerimiz minnacık çekirdek ailemle geçiyor. Çok gezer, çok eğleniriz. Tek derdimiz sınırlarımızın dışına çıkamamak.

ve işte tüm bu asosyallikten ötürü olay nereye bağlanıyor: laayynnn bu çocuğu ben mi yaptım, 2 yaş sendromuna başlıycam he, ergenlikte gösteririm ben ona deyip, oyun moyun oynamam ben, binbir triple çoluğa çocuğa sarararaktan kartopu misali büyüyüp büyüyüp altında ezilmem.

Olay hep yeni dünya düzeninden kaynaklanıyor. Yeni dünya bu hale getirdi bizi. Sabah koş işe, akşam koş eve, yemek bulaşık ütü, haftasonu alışveriş gezmek tozmak.
Sonuç: yaban hayatı vol:1
öptüm.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

aynı bokun laciverti...

Romantizmin doruklarında...

İstanbul dedin mi bi duracan...

Instagram